Siber güvenlik alanında yapay zeka kullanımının yaygınlaşması, savunma kapasitesini güçlendirirken saldırı yöntemlerini de dönüştürüyor. Siber Güvenlik Uzmanı Ersin Çahmutoğlu, Mythos gibi modellerin güvenlik taramalarını artık dakikalar seviyesine indirdiğini söyledi. Daha önce aylar süren test süreçlerinin bu teknolojiyle çok kısa sürede tamamlandığını aktardı. Bu hız artışı, kurumların güvenlik açıklarını daha erken tespit etmesine imkan tanırken aynı zamanda savunma ekiplerinin iş yükünü de yeniden şekillendiriyor. Ancak Çahmutoğlu, aynı kapasitenin kötü niyetli aktörlerin eline geçmesi halinde karmaşık saldırıların otomatik hale gelebileceği uyarısında bulundu. Yapay zekayı artık ticari bir ürün olarak değil, kritik bir ulusal güvenlik gücü olarak tanımladı. Ona göre bu teknolojinin kimin elinde olduğu, nasıl kullanıldığı ve hangi amaçla yönlendirildiği, güvenlik dengesini doğrudan belirliyor.
Çahmutoğlu, ilerleyen dönemde insan müdahalesi olmadan yürütülen otonom siber savaş senaryolarının gündeme geleceğini kaydetti. Bu değerlendirme, yapay zeka modellerinin hem savunma hem de saldırı tarafında belirleyici bir role sahip olduğunu gösteriyor. Uzman, teknolojinin hız kazandırdığı süreçlerin aynı zamanda yeni risk alanları yarattığını dile getirdi. Saldırıların otomatikleşmesi, savunma tarafında tepki sürelerinin daha da kısalmasını gerektiriyor. Bu durum, güvenlik ekiplerinin yapay zeka destekli araçlara yönelmesini hızlandırıyor. Çahmutoğlu’nun aktardığı tabloya göre savunma tarafındaki her teknik atılım, saldırı tarafında da karşılık buluyor ve iki taraf arasındaki yarış her geçen gün daha da hızlanıyor.
Avukat Fehmi Ünsal Özmestik ise tehditlerin kamuoyu manipülasyonu ve altyapı sistemlerine doğru genişleyeceğini ifade etti. Özmestik’e göre bu tehditler yalnızca teknik müdahalelerle sınırlı kalmayacak; toplumsal algıyı yönlendirme ve kritik altyapıları hedef alma gibi farklı boyutlarda da kendini gösterecek. Devletlerin teknik kapasitesini güçlendirirken bu teknolojileri hukuk devleti ilkeleriyle uyumlu hale getirmesi gerektiğini vurguladı. Özmestik, Türkiye’deki sürecin mevcut mevzuat ve Siber Güvenlik Kanunu çerçevesinde yürütüldüğünü söyledi. Hukuki çerçevenin teknolojik gelişmelerle paralel ilerlemesi gerektiğini belirten Özmestik, aksi halde denetim boşluklarının oluşabileceğine işaret etti. Bu tespit, yapay zeka kaynaklı tehditlerin yalnızca teknik değil aynı zamanda hukuki bir boyut taşıdığını ortaya koyuyor. Özmestik’in değerlendirmesi, denetim mekanizmalarının teknolojinin gerisinde kalması halinde ortaya çıkabilecek sorunlara dikkat çekiyor.
Yapay zeka modellerinin güvenlik taramalarında sağladığı hız, kurumların siber dayanıklılığını artıran bir unsur olarak öne çıkıyor. Buna karşın aynı araçların kötüye kullanımı, saldırıların ölçeğini ve karmaşıklığını yükseltebiliyor. Uzmanlar, savunma tarafının da yapay zeka destekli çözümlere yönelmesinin kaçınılmaz hale geldiğini dile getiriyor. Kamuoyu manipülasyonu ve altyapı hedefli tehditlerin artması, kurumlar arası koordinasyonu daha kritik bir noktaya taşıyor. Teknik kapasite ile hukuki denetimin birlikte ele alınması, sürecin sağlıklı yürümesi açısından belirleyici görülüyor. Bu denge sağlanamadığı takdirde hem savunma tarafının hem de denetleyici kurumların aynı hızda hareket etmesi zorlaşacak ve oluşabilecek boşluklar yeni riskleri beraberinde getirecek.





